Türk Destanları

..::Turk Destanları::..


    Ergenekon Destanı

    Paylaş
    avatar
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 7
    Kayıt tarihi : 30/12/09

    Ergenekon Destanı

    Mesaj  Admin Bir C.tesi Ocak 02, 2010 11:26 pm



    Destan Hakkında Bilgi
    Destan, adını Türklerin yüzyıllarca çift sürerek, avlanarak, maden işleyerek çoğalıp
    yaşadıklar, etrafı aşılmaz dağlarla çevrili, kutsal bir yer olan Ergenekon'dan almaktadır.
    Ergenekon Destanı, önce XIII. asır Moğol tarihçisi Reşidüddin tarafından yazıya
    geçirilmiştir. Yazarın Câmi'ü't-Tevarih, Reşididdin Tarihi de denilir, kitabına kaydettiği
    bu rivayet, Fars diliyle yazılıdır. Yazarın bu anlatıları halk arasından derlemiş
    ya da Türk-Moğol halk ozanlarından dinlemiş olması olasıdır. Ergenekon Destanı,
    daha sonra XVII. yüzyılda, Hıyve Hanı Ebulgazi Bahadır Han tarafından yazılmış
    olan Şecere-i Türk adlı eserde de kaydedilmiştir.
    Ergenekon Destanı'nın en önemli niteliği ve diğer destanlardan ayrılan yanı, kolektif
    bir kahraman eksenine oturtulmuş olmasıdır. Destanda adı geçen Kayan, bir şahıs
    değil, ünlü Kayıhanlı kabilesidir. Tukuz ise Göktürkler'in tarihinde önemli yeri
    olan Dokuz Oğuz'ların adıdır. Ergenekon Destanında bir diğer önemli unsur, tarihsel
    olaylarla örtüşmesidir. Gerek destanda ana tema olarak önemli bir yer tutan demircilik,
    gerekse Ergenekon adının yakıştırıldığı coğrafi mekan, Hun birliğinin dağıldıktan
    sonra, Göktürkler'in Altay Dağları çevresine çekilip demircilik yaparak
    yaşadıkları yerlerle paralellik göstermektedir.
    Ergenekon Destanının Özeti
    Gene bir gün Gök Türkler Tatarların baskınına uğradı. Sağ kalanların tümü tutsak oldu. Sadece
    İl Han'ın küçük oğlu Kayan ile kardeşinin oğlu Nüküz karıları ile birlikte Tatarların
    elinden kaçabildiler. Bunlar eski yurtlarına gelip bir çok at, deve, keçi ve koyun aldılar. Fakat
    çevre hep düşman olduğundan orada kalamazlardı. Kimsenin bilmediği ıssız bir yere çekilmeye
    karar verdiler. Götürebildikleri mallarını alıp sarp dağlara doğru yürüdüler. Böylece
    dağa çıktılar.
    Bir gün bir sarp dağın tepesinde, sarp kayalar arasında, geldikleri yoldan başka yolu olmayan
    bir yere rasladılar. Geldikleri yol ise bir yüklü hayvanın bile geçemeyeceği kadar dardı. Bu
    yoldan giderek çevresi yüksek, aşılmaz, geçit vermez dağlarla çevrili geniş bir düzlüğe rastladılar.
    Bu ülkede akarsular, türlü otlar, meyve veren ağaçlar çok çok idi. Kışın hayvanların etini yiyerek,
    yazın sütünü içerek geçindiler, yünlerinden, derilerinden giysiler yaptılar. Buraya
    "Ergenekon" adını verdiler.
    Kayan ve Nüküz'ün çocukları burada çoğaldı. Dört yüz yıldan fazla oturdular. Bir çok oymaklara
    ayrıldılar. Bir gün geldi ki artık Ergenekon'a sığmaz oldular. Toplanıp konuştular.
    Büyükler:
    – Atalarımızdan işitmişiz ki, Ergenokon dışında geniş yerler, güzel yurtlar varmış. Önceleri
    bizim yurdumuz o yerlermiş. Düşmanlar soyumuzu kırıp yurdumuzu almışlar. Artık çoğaldık,
    güçlendik. Düşman korkumuz kalmadı. Öyle ise niçin dağa kapanıp kalalım? Dağlar
    arasından yol bulup dışarıya çıkalım. Gidip yurdumuza yerleşelim. Kim karşı koyarsa savaşalım,
    her kim bize dost olursa onunla hoşça geçinelim, dediler.
    Böyle konuşup karar verilince Ergenekon'dan çıkmak için bir yol aramağa başladılar, bulamadılar.
    O zaman bir demirci dedi ki:
    - Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kata benzer. Madenin demirini eritirsek bir yol açılabilir.
    Gidip o kayayı gördüler. Demircinin sözünü doğru buldular. Halkı odun, kömür toplamaya
    saldılar. Sonra kayanın altına, üstüne, yanlarına bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Yetmiş
    tulumdan körük yaptılar. Ateşi körüklediler. Kaya erimeye başladı. Yüklü bir devenin geçebileceği
    kadar yol açıldı. O kutsal yılın, kutsal ayının kutsal gününün, kutsal saatinde Göktürkler,
    Ergenekon'dan çıktılar. O günü, o ayı ve o saati iyi bellediler. Çıkarken onları yöneten
    demirci başbuğun adı "Börte Çene" yani Bozkurt idi.
    Börte Çene Ergenekondan çıktıktan sonra bütün illere elçiler gönderdi ve çıkıp geldiklerini
    bildirdi. Ondan sonra her yıl, o günde, o saatte bayram yaparlar. Başta kağan olmak üzere bütün
    kumandanlar ve ileri gelenler örsün üstüne bir demir parçasını koyup döğerler. Bu yıldönümü
    böylece töre kılındı.

      Forum Saati C.tesi Kas. 18, 2017 4:22 am